Ceza Mahkemesi Tarafından Verilen Beraat Kararının, Hukuk Yargılanmasında Uzamış Zamanaşımına Etkisi:

  • Post author:
  • Post category:Blog
  • Post comments:0 Yorum

Yargıtay HGK kararı vermiş olduğu karar ile hukuk davalarında ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için hukuk davasının da dile getirilen iddiaların suç olmasını yeterli görmektedir. Ceza yargılaması sonucu kişinin beraat etmesi; ceza zamanaşımının hukuk davasında uygulanmasına engel olmadığı söz konusu karardan çıkarılabilir. Faydalı olması dileğiyle.

YARGITAY BASKANLIGI
Hukuk Genel Kurulu 2012/4-1161 E. , 2013/498 K.

NOTERİN VE NOTERLİK PERSONELİNİN KUSURSUZ SORUMLULUĞUNA DAYALI
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
ZAMANAŞIMI DEFİ
CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANABİLMESİ İÇİN, SADECE EYLEMİN AYNI ZAMANDA
BİR SUÇ OLUŞTURMASININ YETERLİ OLMASI
CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİ
BORÇLAR KANUNU (818) Madde 60
NOTERLİK KANUNU (1512) Madde 162
NOTERLİK KANUNU (1512) Madde 160
NOTERLİK KANUNU (1512) Madde 151
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki “Maddi ve Manevi Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon
2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 21.04.2011 gün ve
2010/89 E.,2011/94 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay
4.Hukuk Dairesinin 03.10.2011 gün ve 2011/8092-9974 sayılı ilamı ile;
“…Dava, noterin ve noterlik personelinin kusursuz sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat
istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; karar,
davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı şirket, yolcu taşımacılığı işi yaptıklarını, bu işi yapabilmek için Ulaştırma Bakanlığı’ndan
taşımacılık izin belgesi aldıklarını, şirketlerine ait bir aracın satış işleminin davalı noterde yapıldığını,
Karayolları Taşıma Yönetmeliği’nin 33. maddesine göre taşıma izin belgelerinin iptal edilmemesi için
araç satışından itibaren en geç 30 gün içinde yeni bir araç satın almaları ve bu aracı Ulaştırma
Bakanlığı’na bildirmeleri gerektiğini, davacı şirkete ait aracın satış işleminin 18.5.2007 günü davalı
noterde yapıldığını, satış işlem tarihi 18.5.2007 olmasına rağmen, satış sözleşmesine yanlışlıkla
16.5.2007 günü yazıldığını, satış tarihinin yanlış yazılması nedeniyle yeni araç alımı 30 gün içinde
yapılmadığından dolayı Ulaştırma Bakanlığı ‘nca taşımacılık belgelerinin iptal edildiğini, taşımacılık işini
yapamadıklarını belirterek uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
Trabzon üçüncü noteri olan davalı ise, süresinde zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
Yerel mahkemece, ” … Dava, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Borçlar Yasası’nın 60. maddesine
göre zamanaşımı süresi 1 ve 10 yıldır. Dava konusu işlem bizzat davalı noter tarafından değil, dava dışı
noter katibi tarafından yapılmıştır. Ceza zamanaşımı süresi, sadece haksız fiilin faili hakkında
uygulanacağından davalı noter hakkında açılan bu dava, 1 yıllık zamanaşımı süresine tabiidir.
Zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi ise taşımacılık belgesinin iptaline ilişkin kararın davacı şirkete
tebliğ edildiği 13.8.2007 günüdür. Bu tarihten davanın açıldığı 2.4.2010 günü arasında 1 yıllık
zamanaşımı süresi dolmuştur …” gerekçesi ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Borçlar Yasası’nın 60/2. maddesi gereğince zarara yol açan eylemin, aynı zamanda suç sayılan bir
eylemden doğması durumunda olayda uygulanacak zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu (uzamış)
ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılmış olması
da gerekmez.
Davacı şirket, davalı noterin, personeli noter katibi tarafından düzenlenen satış işlemini onaylarken
denetim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürmektedir. Davalı notere isnat edilen eylem, görevi
ihmal suçunu oluşturur. O halde davalı noter hakkında da ceza zamanaşımı süresinin uygulanması
gerekir.
Somut olayda davacının, davalı notere yönelttiği eylem de ceza yasasında suç olarak düzenlenmiş
bulunduğundan, zamanaşımı süresinin de (uzamış) ceza zamanaşımına göre belirlenmesi gerekir. Yerel
mahkemece, açıklanan yönler gözetilerek işin esasının incelenmesi kusur, zarar ve sorumluluk
durumunun belirlenmesi ve varılacak uygun sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan
gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması
gerekmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece
önceki kararda kısmen direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve
dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, noterin ve noter personelinin kusursuz sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat istemine
ilişkindir.
Davacı, yolcu taşımacılığı işi yaptıklarını, bu işi yapabilmek için Ulaştırma Bakanlığı’ndan taşımacılık izin
belgesi aldıklarını, şirketlerine ait bir aracın satış işleminin davalı noterde yapıldığını, Karayolları Taşıma
Yönetmeliği’nin 33. maddesine göre taşıma izin belgelerinin iptal edilmemesi için, araç satışından
itibaren en geç 30 gün içinde yeni bir araç satın almaları ve bu aracı Ulaştırma Bakanlığı’na bildirmeleri
gerektiğini, davacı şirkete ait aracın satış işleminin 18.5.2007 günü davalı noterde yapıldığını, satış
işlem tarihi 18.5.2007 olmasına rağmen, satış sözleşmesine yanlışlıkla 16.5.2007 günü yazıldığını, satış
tarihinin yanlış yazılması nedeniyle yeni araç alımı 30 gün içinde yapılmadığından dolayı Ulaştırma
Bakanlığı’nca taşımacılık belgelerinin iptal edildiğini, taşımacılık işini yapamadıklarını belirterek,
uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Mahkemece, tazminat isteminin davalının yapmış olduğu haksız eylemden kaynaklandığı, BK.nun 60.
maddesi gereğince olayda zamanaşımının zarar görenin, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren bir
sene ve herhalde fiilin vukuundan itibaren 10 sene olduğunu, işlemin noterlik yetkili katibi tarafından
yapıldığını, bu durumda ceza zamanaşımının uygulanma olanağı bulunmadığı, olayda bir yıllık
zamanaşımı süresinin dikkate alınması gerektiği, davacının Ankara İdare Mahkemesinde 06.09.2007
tarihinde dava açtığı, bu tarihte zararı ve faili öğrendiği, davacının fail ve zararı öğrendiği tarihten
itibaren bir yıllık süre geçtikten sonra dava açıldığı gerekçesiyle, BK.nun 60. maddesi gereğince
zamanaşımı nedeniyle açılan davanın reddine dair verilen karar; Özel Dairece, yukarıda başlık
bölümünde metni aynen alınan ilam ile bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek
suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Davacı vekili, direnme kararını temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davada, ceza (uzamış) zamanaşımı
süresinin uygulanıp uygulanmayacağı; burada varılacak sonuca göre davanın zamanaşımına uğrayıp
uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir.
Yasanın, zamanaşımı süresinin başlaması için alacaklının belli olguları öğrenmiş olması koşulunu aradığı
hallerden biri, haksız fiilden kaynaklanan tazminat borcudur. Buna ilişkin bir ve on yıllık zamanaşımı
sürelerini öngören B.K. nun 60. maddesinde, bir yıllık zamanaşımı süresinin, zarar görenin, zararın
varlığını ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, haksız
fiilden kaynaklanan tazminat davalarında, alacaklı zararın varlığını ve zarar vereni bilmediği sürece,
zamanaşımı süresi başlamayacaktır.
Zararın varlığını öğrenme koşulu, öncelikle zararın gerçekleşmiş olmasını gerektirir: Henüz
gerçekleşmemiş bir zararın, herkes gibi, o zararın tazminini isteyebilecek olan alacaklı (zarar gören)
tarafından da öğrenilmesi mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, hukuka aykırı fiil işlenmesine rağmen,
onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış; zararın ortaya çıkması için, fiil tarihinden sonra birtakım
etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, doğal olarak zamanaşımı
süresinin işlemeye başlaması da mümkün olmayacaktır.
Diğer taraftan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinin 1 ve 2.fıkralarında: “Zarar ve ziyan yahut
manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve
failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene
mürurundan sonra istima olunmaz.
Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi
cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.”
hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddenin 2.fıkrası gereğince, eylemin aynı
zamanda Ceza Kanunu’nda suç sayılması halinde, daha uzun olur ise olayda ceza zamanaşımı süresinin
uygulanacağı, dolayısı ile bu durumda B.K.nun da ki kısa zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı
hususu açıkça anlaşılmaktadır.
Söz konusu hüküm, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç
oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının
varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir
talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Sonuçta; haksız eylemin suç oluşturması durumunda o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi
hukuk yargılamasında da uygulanacaktır.
Hemen burada, davalı hakkında ceza yargılaması sonunda verilen ceza mahkemesi kararı ve karara
dayanak alınan yasal düzenlemeler değerlendirilmelidir.
Somut olay bu hukuksal çerçevede değerlendirildiğinde: davacı, davalı noterin, personeli olan noter
katibi tarafından düzenlenen satış işlemini onaylarken denetim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri
sürmektedir.
1512 sayılı Noterlik Kanunu (NK)nun, 151.maddesinde, “Noterler, geçici yetkili noter yardımcıları, noter
vekilleri ile noter kâtipleri ve kâtip adayları noterlikteki görevleri, Türkiye Noterler Birliği organlarında
görev alan noterler ise ayrıca bu görevleri ile bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı Türk Ceza
Kanununun uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılırlar.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanun’un 160.maddesinde, “Noterlik dairesinde çalışan katiplerin ve katip adaylarının
görevlerinden dolayı işledikleri suçlara iştiraki bulunmıyan hallerde noter, bu kimseler üzerindeki
gözetim ve denetim görevini yerine getirmediği sabit olduğu takdirde, Türk Ceza Kanununun 257 nci
maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre cezalandırılır.” düzenlemesi getirilmiştir.
Ayrıca anılan Kanun’un 162.maddesinde, “Stajiyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile
noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara
karşı sorumludurlar.
Noter, birinci fıkra gereğince ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep
olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un 160.maddesinde noterin, suça iştiraki bulunmaksızın çalışanları üzerinde gözetim ve
denetim görevini gereği gibi yerine getirmemesi eylemi ayrıca suç olarak kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı noter hakkında da B.K.nun 60/2 madde
ve fıkrasındaki ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekeceği açıkça anlaşılmaktadır.
Eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı hususu da tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olduğu
benimsenmek suretiyle işin esasına girişilerek, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde hukuken
geçerli tüm delilleri sorulup toplanarak, ortaya çıkacak uygun hukuksal sonuç çerçevesinde bir karar
verilmesinden ibarettir.
Sonuç olarak dava zamanaşımına uğramamış olduğuna göre Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen
Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu
nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma
kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının
yatırana geri verilmesine, aynı kanunun 440.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün
içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
23/12/2021

Bir cevap yazın